DEMİR DAĞIN ÇOCUKLARI
Biz Türkler Ötüken’de mutlu mesut yaşardık. Çok maharetliydik, çok huzurluyduk. Çocuklarımız daha yürümeyi öğrendiği anda koçlara binerek talim yapar, yeterince büyüdüğünde ise at sırtında rüzgârla yarışırdı. Hatunlarımız pusat sallar, ok salardı. Her birimiz kendimizi savunabilecek kişilerdik. Girdiğimiz cenklerde hiç yenilmez, düşmanlarımızı hezimete uğratırdık.
Çevremizde yaşayan çok kavim vardı, bu kavimler bizim başarımızı her zaman kıskanırdı. Bizi ortadan kaldırmak için ne kadar plan yapsalar da başaramazlardı. Sonra bir gün bize karşı birleşmeye karar verdiler. Bütün kavimler bir olup bize savaş açtılar.
Tek amaçları Türk ırkını yok etmekti. Sayıları bizden kat kat fazla olmasına rağmen karşı koyduk. On gün süren savaşın sonunda bütün düşmanlarımızı yendik. Düşmanlarımız bu yenilgiyi kendilerine yediremediler. Mertlikle yapamadıklarını, namertlikle yapmaya karar verdiler.
Planlarına göre, kendilerini yenilmiş ve yurtlarını terk etmiş gibi göstererek değerli mallarını yanlarına alıp, çadırlarını terk ettiler. Gün ağardığında düşmanlarımızı göremedik, kaçtıklarını düşündük. Kağanımız, bir daha başımıza bela olmasınlar diye, peşlerine düşüp hepsini yok etmemizi buyurdu. Buyruğa uyup peşlerine düştük, kurdukları pusudan habersizdik.
Kendilerine üstünlük sağlayabilecekleri bir yerde gizlenmiş olan düşman, hiç ummadığımız bir anda üstümüze çullandı. Çok direndik, çok can aldık, çok can verdik. Ne yaptıysak olmadı, düşmanın planı işe yarıyordu. Kağanımız savaşı kaybedeceğimizi anlayınca, oğluna ve yeğenine bir buyruk verdi:
“Eşlerinizi alın ve dağlara kaçın.”
Kağanın oğlu çok mert bir adamdı, atasının buyruğuna baş kaldırdı:
“Ölümse ölüm Ata, burada vuruşur ve hep beraber ölürüz. Kaçmak da neymiş?”
Kağan bir anda çok öfkelendi ve oğluna bağırdı:
“Ölümden korksaydın zaten Türk olamazdın soyha! Sana kaç dediysem korkudan değil, soyumuzu sürdür ve öcümüzü al diye dedim!”
Kağanın oğlu durumu anladı ve atasına karşı geldiği için kendinden utandı. Sonra başını eğip cenk meydanından uzaklaşmaya başladı. Kağan, uzaklaşan oğlunun ardından bir daha seslendi:
“Unutma evlat; Türk, düşmanlarının pususuna düştüğünde nasıl kurtulacağının değil, nasıl öç alacağının hesabını yapar!”
İki batur (Yiğit) eşleriyle birlikte kaçmayı başardı. Günlerce süren yolculuğun ardından muazzam bir dağa geldik. Bu muazzam dağın toprağı verimli, avlağı boldu. Orayı yurt tuttuk. Toprağı işledik, avlaklarda avlandık. Atalarımız demir döver, pusat yaparlardı. Biz de öyle yaptık.
Aradan dört yüz bahar (yıl) geçti. Çoğaldık, güçlendik. Bir zamanlar atalarımıza yapılan ihaneti hiç unutmadık, unutturmadık. Artık anayurda dönmenin vakti gelmişti. Göç için hazırlanıp yola düştük; ama ne yöne gidileceğini bilmiyorduk. O an karşımıza bir Börü (Kurt) çıktı ve bize yol gösterdi. Günlerce yol aldık, zorlu arazilerden geçtik. Sonunda Börü’nün gösterdiği yol heybetli bir demirden dağa geldi ve bitti. Etrafından dolaşabileceğimiz bir yer yoktu. Üstünden de geçemezdik. Anladık ki tek yol, bu demirden dağı yok etmekti.
Günlerce düşünüp bir yol aradık, sonunda bu demir dağı eritmeye karar verdik. Odun toplayıp dağın eteklerine yığdık. Şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte bir od (ateş) yaktık. Od yandığında ortaya öyle büyük bir görüntü çıktı ki; gece gündüze döndü. Güneş tekrar doğduğunda demirden dağ eriyip bitmişti. Sonra börü tekrar önümüze düşüp bize yol gösterdi. Ötüken’e vardığımızda börü ortadan kayboldu ve bir daha hiç görülmedi.
Anayurt Ötüken’e yerleştikten sonra çevre kavimlere haber saldık:
“Biz Türkler yurdumuza geri döndük. Bizimle sorunu olanlar mertçe karşımıza çıksın! Dostluk etmek isteyenle dost, düşmanlık etmek isteyenle düşman oluruz!”
Türk’ün soyunun yok olduğunu düşünen kavimler şaşırdılar, kendi yurtları sandıkları Ötüken’i bizimle paylaşmak istemediler. Önce bir kavim karşımıza çıkıp bize meydan okudu, onları ezip geçtik. Sonra kendini daha güçlü gören bir kavim daha çıktı karşımıza. Onları da ezip geçtik ve ibret olsun diye obalarını uzaklara sürdük.
Geriye kalanlar anladılar Türk’e düşmanlık edilmeyeceğini. Dost olmak istediler, ya da öyle görünmeye çalıştılar. Bize pusat sallamayana biz de pusat sallamadık, sahte dostluklarını kabul ettik.
Biz ki Türk’üz, Demir Dağın çocuklarıyız.
Bekir SEVİK



