Gelelim en çok yazmak istediğim makaleye… Bu makalem biraz uzun olacak ama okurken hem keyif alacağınıza hem de düşüncelerime katılacağınıza inanıyorum.
Bir gün işten eve dönerken aralarında yeğenlerimin de bulunduğu mahalle çocuklarının oyun oynadıklarını gördüm. Oldum olası çocukların oyunlarından büyük keyif almışımdır. Elime böyle bir fırsat geçince yine aynı duygularım depreşti ve bu görsel şöleni izlemeye başladım.
Bazen gülümseyerek bazen katılım sağlayarak bazen de hakemlik yaparak oyundan alabildiğim kadar keyif almaya çalıştım. Ve neredeyse başarıyordum da. Ta ki çocukların kendilerine yakıştırdıkları karakterler dikkatimi çekene kadar. Bu durumu fark edince bütün dikkatimi adını duyduğum karakterlere yoğunlaştırdım ve anlamaya çalıştım. Maalesef anladıkça da daha çok keyfim kaçtı.
Yeğenim Selim şöyle haykırıyordu. “Ben Batman’im. Yarasa kostümüm var, silahlarım var, batmobil’im var. Gotham şehrinde adalet benden sorulur.”
Hemen arkasından komşumuzun oğlu Mert’in sesi duyuldu. “Ben Süperman’im, Dünyadaki her şeyden daha güçlüyüm. Uçabilirim, kurşun geçirmem, gözlerimden lazer çıkartırım. Beni hiç biriniz yenemezsiniz.”
Ardından diğer yeğenim Ali’nin sesi duyuldu. “Ben Hulk’um, Sinirlenirsem kocaman bir deve dönüşürüm ve önüme her geleni ezip geçerim. Hiçbir silah bana işlemez”
Sonra bir başka çocuk bağırdı. “Ben Thor’um, Tanrı olduğum için beni yenemezsiniz, hepinizden daha güçlüyüm. Çekicimle ve baltamla hepinizi mahvederim.”
Bir başkası “Ben Demir Adam’ım. Zırhım dünyadaki her şeyden daha sağlam. Güçlü füzelerim, lazer ışınlarım ve manyetik kalkanım var.”
Birinizde Kaptan Amerika olaydınız da tam olaydı bari.
Kim bu çocukların saydığı karakterler? Bu nasıl bir saçmalık? Bu çocukların beyinleri ne ara bu kadar yıkandı ve hiçbirimiz fark edemedik?
Sadece çocuklar mı? Bir dönem bizleri de böyle süslü hayal kahramanlarıyla kandırmadılar mı? Mesela ben Robin Hood diye bir karaktere öyle hayrandım ki okuldan çıktığım anda eve koşarak gider ve kan ter içinde bu karakterin dizisini izlerdim. Neydi bu dizinin verdiği mesaj? Zenginlerden alıp, fakirlere dağıtıyordu arkadaş. Bu karakterin özünde bir hırsız olduğunu çok sonra anlayabildim. Yani Hollywood yıllarca bir hırsızı sevdirmiş bana ve benim gibi binlercesine. Buna benzer çok örnekler var, eminim bazıları şu an hayalinizde canlanıyordur.
Gelin bir analiz yapalım…
Batman denen karakter kimdir? Hollywood sinemasının uydurduğu, gerçekte hiç var olmayan bir sözde kahraman… Çocukken bir mağaraya düşüyor ve oradaki yarasalardan esinlenerek kendine bir kostüm yapıyor. Sonra da gerçekte var olmayan Gotham şehrinin sokaklarında adalet bekçiliği yapıyor.
Süperman denilen karakter kimdir? Yine Hollywood sinemasının uydurduğu bir sözde kahraman. Kripton adında bir gezegenden dünyaya geliyor ve burada insanlığa hizmet etmeye başlıyor. Kripton neresi? Bu adam neden dünyalılara yardım ediyor?
Peki, Hulk kim? Bir bilim insanı laboratuvarda deney yaparken korkunç bir hata yapıyor. Yaptığı bu hata sonucu adına gama ışını dedikleri yeşil bir ışık etrafa saçılıyor. Bu yeşil ışık, o sırada orada oyuncaklarıyla oynamakta olan bir çocuğu etkiliyor ve o çocuk sinirlenince yeşil bir deve dönüşüyor.
Gelelim Thor denen karaktere. Kimdir bu Thor? Bir Tanrı… Evet evet yanlış okumadınız, Hollywood sinemasının algısına ve bazı mitolojik inançlara göre Thor bir Tanrı. Bu Tanrı birçok gezegenin koruyucusu olup, her bir gezegende adalet ve düzen sağlıyor. Sonra bir gün yolu dünyaya düşüyor ve dünyada Amerikalı bir kadına aşık oluyor. Dünyada ve gezegende hiçbir şeyin zarar veremediği bir çekici var ve bu çekiç sayesinde uçabiliyor da.
Ya Demir Adam’a ne demeli? Zengin bir Amerikalı, kendi evinin alt katında bir robot zırh geliştiriyor ve bu zırhla uçabiliyor. Sonra bu adam dünyayı da kurtarıyor.

Şimdi gelelim gerçek kahramanlara…
Bir kahraman düşünün. Bir tokatla atı bayıltan bir yiğit. Çıktığı hiçbir savaşı kaybetmemiş. Hiçbir güreşte sırtı yere değmemiş. Obasına musallat olan bir kaplanı çıplak elleriyle boğarak öldürmüş. Canının alınacağını bildiği halde mertlikten vazgeçip kaçmamış ve son nefesine kadar pusat sallamış. Böyle bir kahramana kim hayran olmaz ki? Bu kahramanın adı Alp Er Tunga…
Bir kahraman düşünün. Bütün dünyanın adını duyduğunda dahi korktuğu Pers ordusunu bozguna uğratmış. Oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu Pers Hükümdarı Kiros’u kendi kanında boğmuş. Hem de hatun başına. Bu kahramanın adı: Tomris Hatun…
Bir kahraman düşünün. Devletine zarar vereceğini düşündüğü öz babasını tereddüt etmeden oklatmış. Devletin başına geçtikten sonra Türklerin başına her zaman bela olan Yüeçi’leri yenerek tarihten silmiş. Hemen ardından sürekli hakaretlerine maruz kaldığı Tung-hu’ları yenmiş ve onları da tarihten silmiş. Ordusunu o güne kadar dünyada görülmemiş bir disiplinle eğitmiş. Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde halen kullanılan onluk sistemini kurmuş. Islıklı oku icat etmiş. Tüm dünyanın geçilemez dediği Çin Seddi’ni geçmiş ve Çin İmparatorluğunu haraca bağlamış ve daha neler neler… Bu kahramanın adı Oğuz Kağan…
Bir kahraman düşünün. Esir alınmış yüz bin Türkü kurtarmak için kırk çeriyle bir eylem yapmaya kalkışmış, hem de bu eylemin sonunda şahadetin kaçınılmaz olduğunu bile bile. Kırk kişiyle bir milyar nüfuslu bir imparatorluğun sarayını basmış ve o bir milyar kişinin kalplerine korku salmayı başarmış. Eylemin sonunda şehit olan kırk çeriye karşılık yüzlerce saray muhafızı yok olmuş. İmparator şöyle düşünmüş: “Bu Türkler kırk kişiyle bu kadar adamımı yok ettiyse, yüz bin kişinin ayaklandığını düşünmek bile istemiyorum.” Bu düşünce imparatoru korkutmuş ve Türkleri serbest bırakmaya karar vermiş. Sonuç olarak bir yiğidin planladığı bu eylem sayesinde yüz bin Türk esaretten kurtulmuş. Bu kahramanın adı Kür Şad…
Bir kahraman düşünün. Bu kahraman, Sultan olmasına rağmen girdiği bütün savaşlarda ordusunun en önlerinde yer almış. 50 bin kişilik ordusuyla, 200 bin kişilik haçlı ordusunu bozguna uğratmış ve Türklere Anadolu’nun kapılarını açmış. Bu kahramanın adı Sultan Alparslan…
Bir kahraman düşünün. 32 kez kuşatılmış ama fethedilememiş bir şehri, karadan yürüttüğü gemiler sayesinde fethetmiş. Hem de daha 24 yaşındayken. Bu kahramanın adı Fatih Sultan Mehmet Han…
Bir kahraman düşünün. Hayatının büyük bir bölümünü seferlerde geçirmiş, dünyanın üçte ikisini topraklarına katmış ve Viyana’nın kapılarına dayanmış ki hastalığı engel olmasa orayı da topraklarına katması kaçınılmazmış. Bu kahramanın adı Kanuni Sultan Süleyman…
Ve bir kahraman düşünün. Ülkesi dört bir yandan kuşatılmış. İç ve dış düşmanları hainlik peşinde. Devletin başında bulunanlar boyun eğmeyi çoktan kabullenmiş. Yurdun dört bir yanında ayaklanma sesleri. Bu yüce gönüllü kahraman, bir an bile tereddüt etmeden bütün olumsuzluklara göğüs germiş. Vatan haini ilan edileceğini bile bile büyük bir ayaklanma başlatmış. Her türlü imkansızlığa rağmen yanında yer alan binlerce kahramanın da desteğiyle ülkesini kurtararak düşmanlarını denize dökmüş. Bu kahramanın adı Mustafa Kemal Atatürk…
Bu yazdıklarım gerçek kahramanlarımızın sadece küçük bir kısmı, tamamını yazabilmem için ansiklopedilere ihtiyacım var.
Burada Hollywood sinemasını ya da uydurduğu hayali kahramanları küçümsemeye çalışmıyorum. Aksine, çok başarılı oluklarını söylemeye çalışıyorum. Adamlar gerçekte var olmayan bir karakter uyduruyor ve bu karakteri kahramanlaştırarak bütün dünyaya sevdirmeyi başarıyor. Ayrıca hepsine de kendilerince mantıklar uyduruyorlar. Bu durum öyle durup dururken ya da şans eseri olmuyor elbette. Bu filmleri yapmak için milyonlarca dolar harcıyor, sonra da bu paranın kat kat fazlasını kazanarak cebe indiriyorlar.
Peki, biz ne yapıyoruz? Gerçekte yaşamış ve dünyaya nam salmış atalarımızı onurlandırmak adına kaç tane film yaptık?
Bir örnek vermek istiyorum. Amerika Vietnam savaşına girdi, sonuç ne oldu? İki yıl süren savaşın sonunda Amerika kaybetti. Peki, Amerika bu savaşı anlatan kaç tane film yaptı? Yüzlerce. Bu yüzlerce filmin neredeyse tamamında başka başka kahramanlar uydurdu, bunların en önde gelenlerden biri de birçoğumuzun bildiği Rambo.
Gelelim bize. Dünyanın en büyük fethi hangisi? Bana göre İstanbul’un fethi. Peki, İstanbul’un fethini anlatan kaç tane film yaptık? Bir. Sizce de çok üzücü değil mi? Oysa Hollywood kalitesinde bir Kür Şad filmimiz olsa iyi olmaz mıydı? Ya da Alp Er Tunga, ya da Osman Gazi. Hepimiz gururlanarak izlemez miydik?
Anlatmak istediğim konuya gelince. Neden çocuklarımız sokakta oynarken Batman yerine Battal Gazi olmuyor? Neden Örümcek Adam yerine Ulubatlı Hasan olmuyor? Neden Demir Adam yerine Seyit Onbaşı olmuyor? Türk sineması neden bu konuda bu kadar duyarsız kalıyor? İstanbul’un fethi adlı filme 18.200.000 dolar yatırım yapıldı. Karşılığında kazanılan para 34.484.837 dolar. Yapımcılarımız bu gerçeği göremiyorlar mı? Ya da neden devlet bu işe bir el atmıyor? Şahsen okuduğum bazı kitaplardan öyle lezzetli filmler çıkacağına inanıyorum ki anlatamam. Tek yapılması gereken bu hikayelere gerektiği kadar para harcamak ve sonrasında fazlasıyla geri almak. Kimseye zarar edin demiyorum.
Umarım bu makalem ilgili makam ya da kişiler tarafından okunur ve Türk tarihine gereken değer verilir.




Gerçekten çok etkileyici bir yazı, keşke tarihimiz konusunda hepimiz bu kadar duyarlı olsak. Yazarımızı tebrik ederim.