Kitaplarım

Ötüken’de kış en şiddetli haliyle bastırmış, hayatta kalma şartlarını zorluyordu. Yüksek tepeler sanki gelinlik giymişçesine beyaz örtünün altına gizlenmiş, eteklerinde bulunan sık ağaçlar rüzgârın şiddetiyle sağa sola esnerken çıkardıkları gıcırtı sesleriyle sanki birbirleriyle konuşuyorlardı. Düz ovalarda ise sert esen rüzgârın üfürdüğü tipi, neredeyse görmeyi ve yürümeyi imkansızlaştırıyordu. Her şeye rağmen orası Ötüken’di, Anayurt’tu ve asla vazgeçilebilir değildi. Börü çakalların pususuna düştüğü zaman nasıl kurtulacağının değil, nasıl öç alacağının hesabını yapar…

Ötüken, alıç ağacı çiçeklerinin acunu saran eşsiz kokusuyla ilkbahar’ı muştularken, bu kokuyu içine çeken her kişi ardından bir de oh çekiyordu. Dağlar ve ovalar üstünde biten Gökşin otlar ve rengârenk çiçeklerle gökkuşağını andırırken, Sanki güzellik yarışına tutuşmuşlardı. Bu güzelliklerin arasında gezen türlü kuşlar, ötüşleriyle sanki neşeli birer yır Seslendiriyorlardı. Hele bir de kelebeklerin o büyüleyici Görüntüsü, kişinin usunu başından alıyordu. Güneş tam tepede olmasına rağmen kişi tenini yakmıyor, aksine tadına doyulmaz bir lezzet sunuyordu. Tanrı dağlarının tepelerinde yer yer kalmış kar manzaraları, adeta cenneti andırıyordu. Ötüken de ilkbahar bir başka güzeldi. Börü’nün sessiz kaldığı yerde itler çakallar volta atar, Bilmezler ki börü sessizliğini bozarsa kıyamet kopar…

Büyük Duvar’ın çok da uzağında olmayan Kara Orman da öylesine kasvetli bir gün yaşanıyordu ki görenlerin us’u şaşıyordu. Kara Ormanın üstüne çöken yoğun sis nedeniyle, kişinin beş adım ötesini görmesi bile neredeyse imkânsızdı. Ağaçların yüksek dallarından yere sarkmış yaprakları, kişi boyunu aşmış çalıların göğe doğru uzanan dikenleri, güneşi görebilmek için birbiriyle yarışan otların uzun boyları ve yoğun sis nedeniyle balçığa dönüşen toprak zemin. Koca bedenli yaşlı ağaçların iri bedenlerinin bir yanı siyaha çalan gökşin otlarla kaplı, diğer yanlarıysa yağan sis nedeniyle sırılsıklam olmuştu. El değmemiş bu kasvetli ormanın derinliklerinde arada bir baykuşlar da ötmese, hiçbir canlının yaşamadığına inanmak içten bile değildi… Tanrı sanki bu orman lanetlemiş, güneş ışıklarından yoksun bırakarak onu cezalandırıyordu. Kara Orman bugün ölüm kokuyordu… Gün gelecek bütün Türkler çıldıracak. İşte o vakit Tanrı Türk’ü değin, düşmanlarını korusun..

Vatan işgal altında… Sahiplerinin gazına gelerek Ege’ye ordu çıkartan kendini bilmezler, masum halka zulmederek memleketin sokaklarında kol gezmekte… Hesaba katmadıkları en önemli gerçek ise; bu aziz Vatanın kahramanlarının asla bitmeyecek olması… Yurdun dörtbir yanından gelerek Anadolu’da toplanan binlerce kahraman, cennet Vatanı savunmak adına canlarını hiçe saymakta… Bu kahramanlardan biri de on dört yaşındaki öksüz Selim… Kurtuluş Savaşı’nı öksüz bir çocuğun gözünden anlatan bu eseri okurken, zaman zaman duygulancak, zaman zaman gururlanacak ve hiçbir zaman elinizden bırakamayacaksınız… “ANADOLU BİZİMDİR, BİZİM KALACAK.”

Doğu Göktürk Decleti , ihanetin , kıtlığın ve Çin entrikalarının pençesinde çırpınmakta … Binlerce Türk , Büyük Duvar’ın ötesinde tutsak edilmiş , ellerinden pusatları alınmışve toprakla uğraşmaya mecbur bırakılmakta …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top